23 Mart 2012 Cuma

scarlet spots on crimson sky

nefes alamıyorum, nefes alamıyorum. genzimi tıkayan duman mı yoksa sen misin hayat? ellerim vücuduma bitişik, bacaklarım birbirine. tüm çaresizliğim dolanmış etrafıma. kıpırdayacak yerim yok, yardım eden de yok. bir tabutun  içindeyim sanki, her yer karanlık. tek duyduğum kendi nefesim. kalbimin attığını bile duymuyorum artık. sahi, bir kalbim vardı değil mi? hayal meyal hatırlıyorum ama kocaman bir kalbim vardı bir zamanlar. içinde büyük yeşil ovalar, masmavi bir gökyüzü ve pırıl pırıl güneş. suları o kadar berraktı ki içmeye kıyamazdın, su kenarlarında türlü türlü ağaç, meyvelerden dalları sarkmış yeşil çimenlerin üstüne. nereye baksan gökkuşağı, nereye gitsen tatlı bir meltem. nereye gittiler ki şimdi, sahi ne zaman kayboldu renkler. şimdi ise içindeki boşluk ve karanlığı aydınlatan tek şey hiç bitmeyecekmişcesine yanan cehennem ateşinin sarı-kızıl alevleri. ateş kontrolden çıktı artık, tüm şehri yakacak yakında. genzimi tıkayan sen misin yoksa cehenem ateşi?

varlığımın parmak uçlarına kadar uyuşuyorum yavaş yavaş. zamanla beni ben yapan ne varsa alıp götürüyor rüzgar, geride et ve kemik kalacak bu gidişle. hangi derde merhem olur ki et ve kemik? organik pislik olmaktan başka... içimiz bok doluyken ne ifade eder ki ten? sandalyeden, yosun tutumuş bir taştan ya da içi boş bir ağaç kütüğünden fazla...

bir kez kandırıldıktan sonra başkası tarafından, kendini kandırır yalnızca insan. ve ölüm sürülebilecek tek merhemse yarama, sefa gelsin...