14 Aralık 2011 Çarşamba

dead man's lyrics


Bir kettleda su kaynatır gibi biriktiğini hissediyordum cümlelerin. Önceleri sessiz ve sakince ısındılar. Yeterince ısındıktan sonra dışarıdan da fark edilir olmaya başladı her şey. Kıpırtılar ve buhar. Küçük baloncuklar çıkmaya başlamıştı bile. Artık her şey çok daha hızlı gelişiyordu. Çok kısa bir süre sonra su fokur fokur kaynıyordu. Birkaç saniye daha ve… 100 derece. Bugün.
Suyun içindeki cümleler artık serbest. Sudan uzaklaşan buhar gibi yükseliyorlar. Dağılarak. Havaya ve sigara dumanına karışarak. Uzun zamandır bu kadar özgür hissetmemiştim kendimi. Sanırım Hank haklıydı, ben de sadece yazarken iyi ve özgür hissedebiliyorum. Hatta yazdıklarımı düşünürken sadece. Cümleler gözlerimin önünden geçerken, kendi sesimden duyarken onları beynimin bir yerlerinde. Başımın bir karış üstünden ve beynimin kilometrelerce içinden geçerken kelimeler. Onları yazıya dökmek engelliyor beni, çok şey gidiyor tuttuklarımı insan diline çevirip kaydederken. Bu sanki kahrolası bürokrasi. Ama yine de her şeye rağmen çok farklı yazmak. Hele de yazmaktayken. Bundan sonra daha fazla alıkoyamam kendimi bundan, daha fazla cümleyi bırakamam geride. Kim bilir neler yazmadım uzun zamandır, neleri zapt etmedim gözlerimin arkasından kayıp giderken. Son noktayı koymanın hazzını, -ki o nokta asla son nokta değildir- tatmadım ne zamandır.
Şu anda tek istediğim şey her şeyi bir kenara bırakıp yazmak. Oturup saatlerce yazmak, ne yaptığımı, kim olduğumu, nereden gelip nereye gittiğimi unutup yazmak. Yazarken hiç kimse gibi hissetmiyorum. Dünyadan ve yerçekiminden bağımsız boşlukta asılı olduğumu hissediyorum. Sadece yazmak istiyorum. Ne yazdığımın hiçbir önemi yok henüz, belki hikaye belki şiir belki de bir film yazarım ne fark eder? Şu an için sadece aklımdan geçenleri yazıyorum. İçimde sıkışan ve patlamaya hazır her şeyi döküyorum kağıda.
Hayatımın boktan bir dönemindeyim şu anda, daha az boktan olduğu zamanlar da olmuştu ama çok da mutlu olduğumu hatırlamıyorum. An içinde mutlu hissettiğim zamanlarda bile derinlerde kaynayan cehennemi hissederim hep. Çamur ve alevden başka bir şey yok orada. Sadece kaybedeceğim şeyler ve bırakmak istemediğim dallar. Havada asılı duran dallar hem de. Elimde kalacaklarını bilsem de bırakamadığım dallar. En azından şu anda pek fazla yok bunlardan, çoğu elimde kaldı çoktan. Sadece bu serüvenin içindeki farklı dönemlerden biri. Daha önce de geçtim aynı yollardan. Tarih tekerrürden ibarettir ya, hayat da tekerrürden ibaret bence. Hayat beni tekrarladı defalarca. Hayat beni tekrarlıyor. Çok da yabancı değilim o yüzden bu duruma. Ama isyan da etmiyorum, ben değişmediğime göre önümde neler olduğunu da az çok kestirebiliyorum buradan. Evet çok şanssız sayılmam, yeteneklerim olduğu da söylenebilir. Ama benim için ne ifade ediyor bunlar şu anda? Sadece tutunacak biraz daha hayal ve umut. Çok şey kaybettim artık, umutlarım da dahil. Ama her şeyimi kaybetmedim henüz. En azından iyi kötü yazabilecek bir şeyler bulabiliyorum.
Bu garip hayat döngüsünde ne kadar kaybedersen o kadar özgürleşirsin. Kaybettikçe hem kaybedebileceğin şeyler azalır hem de kazanabileceğin yeni şeyler çıkar karşına. Kazandığın her şey de kaybedebileceğin yeni bir şey vaat eder sana, fazlasını değil. Sadece bir zincir daha ekler bileklerine. O yüzden Spartacus doğrudur “zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok” derken. Hayat bize zincirlerden başka bir şey vaat etmez, yolun sonunda ölüm denen dipsiz çukur varken. Her şeyi kaybedeceğimiz o kara delik. Kendi kozmosumuzda zamanı bile yutan o sonsuz boşluk. Evet gerçekten çok şey kaybettim artık, geri dönüp baktığımda görüyorum hepsini. Ama en önemlisi çok zaman kaybettim.

Hayat bazen öylesine dramatikleşiyor ki, sanki her şey bir oyundan ibaretmiş, hiçbir şeyin gerçekten bir anlamı yokmuş gibi geliyor. Büyük anlamsız bir şaka. Birilerinin bizi bir yerlerden izleyip çok eğlendiğine eminim. Başka türlü açıklamak imkansız tüm bu olanları. Üzülmeye bile fırsatın olmaz bazen, hissiz ve tepkisiz kalırsın olanlara. Kalbin felç olmuştur, hislerin kör, kalbin sağır, aklın dilsiz kalıverirsin. Ne yapacağını bilemeden bomboş, bombok hissedersin. Hayat yavaş yavaş vurmaz darbelerini, fırsatını bulduğu anda sağanak gibi yağdırır hepsini birden. Ne olduğunu anlayamadan eksilirsin. Kaybedersin. Düşünmeye fırsat vermez. Ağır sıklet boks şampiyonunun karşısında ringde bulursun kendini ve nakavt olmaktan başka bir seçenek yoktur zaten. Acısız olsun istersin sadece. İlk yumruktan kaçabildiğin kadar kaçarsın ama o ilk yumruğu yedikten sonra önemi yoktur gerisinin. Sonunda hatırladığın tek şey tavandaki spot ışıklarıdır. Sesler ve ışıklar silikleşir bir anda, silüetler kalır. Ve onlar da yavaş yavaş yok olur gider. Yaralarını sarmak için ömrün çok kısadır artık. Bir ömürden kısa bir sürede o kadar çok yara alırsın ki eskisi gibi olmak kaç ömür alır bilemezsin. İşte şimdi, şu anda tam da böyle hissediyorum.
Sevdiğin ve vazgeçemediğin her şey vazgeçmektedir senden, sırayla… Geri dönmen ne zor, ne imkansız artık. Ta ki hiçbir şeyin kalmayana kadar seni mutlu eden. Ta uzaklardaki küçücük umutlar, uzaktan gördüğün zayıf ışıkları evlerin teker teker kaybolur. O küçücük umutların bile senin için neler ifade ettiğini gördükçe için parçalanır, daha da acırsın kendine. Bütün bunlar yeni bir başlangıç için, her şeyi bırakıp yeni bir yerlerde yeni bir başlangıç yapman için ne kadar hazırlar seni halbuki. Bilmesen hayatın seni tekerrür edeceğini. Aynı kazançlar ve kayıplar. Ama nereye gidersem gideyim sığamam dünyaya. Sadece koltuğun köşesine kıvrılıp, küçülüp küçülüp benliğimin en ufak zerresinde sıkışıp dünyanın tüm acılarından, hayal kırıklıklarından, umutsuzluktan, utançtan uzak bir yerde kaybolmak istiyorum.
Eğer tüm bunlar bir şaka ise yeter artık. Hey oradakiler, size sesleniyorum. Yeterince eğlendik artık. Bir yerden çıkıp da “bunların hepsi sadece bir şakaydı, evet biraz abarttık ama olsun, eğlenceliydi” diyecekseniz işte şu an tam zamanı. Söz veriyorum gücenmek yok. Yeter ki bitsin artık bu karnaval, maskeler düşsün artık. Asıl acı veren tüm bu olanların dibine kadar gerçek olması. Gerçek o kadar acı ki, yeterince yakıyor zaten içini. Başka hiçbir acıya yer bırakmadan hem de. Ölümün soğukluğu gibi, bilsen de en büyük gerçeğin o olduğunu yine de durmadan direniyorsun hiç ölmeyecek, bir gün sonsuza dek mutlu olacak gibi. Tırmalıyorsun, tırmanıyorsun bir yerlere, sanki hiç düşmeyecek hep orada kalacak gibi. Zaferinin bayrağını dikmek istiyorsun dünyanın tepesine. Tüm o zorlukları, fırtınaları, hayallerin heyelanlarını aştığını ispatlamak istiyorsun dünyaya. Herkes görsün istiyorsun ne kadar güçlü, ne kadar yukarıda olduğunu. Onları geçtiğini görsün, takdir etsin seni istiyorsun. Başkalarının, senin gibi sadece yıldız tozundan evrilmiş kozmik tesadüflerin gözündeki yerin mutlu edecek zannediyorsun seni; zaman, evren ve ölüm tependen bakıp sana kıs kıs gülerken. Tepesinde olduğun zirvenin, yaşadığın tatminin ve mutluluğun evrenin gözündeki yerinin gülünç derecede ufak ve önemsiz olduğunu içten içe bilsen de. Her düştüğünde gözünü zirveye dikip tekrar takrar, yaralarını bile saramadan, ilk nefesinle yukarıya doğru atılman da bu yüzden zaten. Küçücük, anlamsız ve zamanın büyüklüğü içinde fark edilmeyecek kadar kısa varoluşuna haddinden fazla önemsediğinden. En yukarı çıkabilirsen belki de tüm varoluşunu anlamlandırabileceğin umudundan. Peşinden koştuğun onca anlamsız şeyi bir düşünsene. Sahip olduğun bilinçle içinde bulunduğun devasa kainatın hangi zerresinde var olduğunu. Anlamlandırabileceğin her şeyin, en büyüğünün bile zamanın kırıntıları içerisinde evrenin çöplüğüne süpürülecek olacağı gerçeğini. Hayata, dünyaya, zamana ne verebileceğini düşünsene. Basit bir organik evrimleşmenin zamanın dehlizlerinde yok olacağını bilmediğinden dolayı kendini devam ettirme çabasından başka hiçbir şey. Zamanın içinde hiç kimse hiçbir şey ifade etmiyor. Sadece kısa yolculuğumuzda görüp geçeceğiz. Ne görürsen gör hiçbir şey kalmayacak yanına. Bir süreliğine bir araya gelmiş ve dağılacak kum taneleriyiz sadece. En görkemli kumdan kaleye dönüşsen bile seni alacak dalga geldiğinde tekrar anlamsız kum tanelerine dönüşeceksin. O kum taneleri tekrar bir araya gelip başka bir yolculuğa çıkacak senden habersiz. Ama hepsi zamanı geldiğinde; zamanın ve mekanın anlamsızlaştığı bir anda yokluğun ve hiçliğin dinginliğine ve hafifliğine dönecek.
Aradığın anlam, mutluluk dediğin şey bunları anladığında yeşermeye başlayacak dimağında. Kendimizi gecenin bir yarısında pakette kalan son sigara gibi kıymetli hissetmeyi bıraktığımızda. Belki de hiç farkında olamadan sıran gelecek. Anlamsızlığının ve değersizliğinin farkında olmanın huzurunu yaşayamadan geçip gideceksin. Emin ol zaman seni hiç hatırlamayacak, seni hatırlayanlar da zamanın içinde dağılıp gidecek. Emin ol ki evrenin zerre kadar umurunda değilsin. Kozmosun senin için büyük planları yok, ve bunu zaten zamanın azaldıkça sen de anlayacaksın. Çünkü ne yaşarsan yaşa, tüm hatıraların sonsuza dek silinecek. “Sonsuzluk neyse, ne halta yararsa!” demiş ya Küçük İskender, işte bu yüzden seviyorum bu adamı. Büyük İskender’in bile yanına hiçbir şey kalmadığını düşündükçe “küçük” olanı bir o kadar daha bilge, daha farkında ve daha “büyük” geliyor bana. En azından peşinden koşabileceği hiçbir şeyin kalıcı ve anlamlı olmadığını biliyor. Yüzyıllarca yaşayan bir insanın ya da doğduktan günler, saatler sonra ölen bir bebeğin yaşadıkları farklı olsa da sonuçta sadece hayat değil mi? Sadece hayat. İşte bunu diyebilmek, bunu bilebilmek önemli olan. Sonra her şey o kadar kolay, o kadar basit ki.
Bu yüzden seviyorum yazmayı, bu yüzden bu kadar açım yazmaya. Her cümlede yeni bir farkındalık ve yeni bir hayat. İçimde birikenleri, sorunları, çözümleri, uğraştığım her şeyi çözme fırsatını sunduğu için bana. Sadece yazarken bu kadar farkında olabiliyorum yokluğun şarabını yudumladığımızın. Yaşadığım zaman yetmese de, yazarken zamandan ve mekandan, gerçeğin soğukluğundan uzaklaşıp bambaşka bir yere gidiyorum. Bambaşka zamanlarda ve mekanlarda tekrar tekrar yaşıyorum. Ama nereye kadar? Ve ne için? Şimdi sadece arkama yaslanıp akan zamanın, hızla geçen hayatımın ifade etmediği şeylerin şerefine bir sigara yakıp keyfini çıkarmak istiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder