yatağa yatmış tavanı seyredip, öleceği günü beklerken ne düşünür insan? neler yaşadığını, neleri görüp geçirdiğini ve arkasında bıraktığını mı? nerelere gittiğini, kimlerle tanıştığını ve neleri tatma şansı olduğunu mu? kaç kişiyi sevdiğini ve kaç kişiyle güldüğünü ya da ağladığını mı? kendinden sonra kalanlara ne bıraktığını ya da ne kadar hatırlanacağını mı? yoksa tüm bunların yerine neler kaçırdığını, koşuşturmacanın içinde nelerden feragat ettiğini mi? ben neleri göremeden gideceğimi, benden sonra neler olacağını ve tüm bunlardan habersiz kalacağım için ne kadar şanssız olduğumu düşündüm hep. tanımaya fırsatım olmayacak insanları, izleyemeyeceğim filmleri, okuyamayacağım kitapları ve dinleyemeyeceğim şarkıları düşündüm. sevemeyeceğim ve sevişemeyeceğim kadınları, yiyemeyeceğim yemekleri ve yapamayacağım sohbetleri de. bizden sonraki nesiller nasıl yaşayacak acaba diye düşündüm hep, insanoğlu yenebilecek mi zaaflarını...
bu gece de aynen böyle yatağımda yatıp bunları düşünürken geldin aklıma. odam yeterince karanlıktı zaten, sadece perdenin aralığından biraz ay ve yıldız tozu dökülüyordu üzerime. tüm eşyalar silüetlerden ibaretti sanki, ve gölgeleriyle bütünleşmişlerdi. şehir yeterince sessizdi zaten, sadece hafif bir rüzgar ve ağaç dallarının hışırtıları duyulabiliyordu. birden çıkıp geliverdin odama, kapının aralığında duruyordun. tüm güzelliğinle bana bakıyordun. gözlerim yarı kapalı sana bakakaldım, o kadar tanıdık duruyordun ki. o kadar güzeldi ki onca zaman sonra seni görmek, yerimden kalkıp yanına gelmek çok gereksizdi. sen gelmeden önce maviye dönmüştü tüm renkler odamda, biraz renk geldi gözüme. ne de olsa hayal gücümüzün eserleriydik ikimiz de. bir aynanın iki tarafında oluşmuş görüntülerdik, hangimiz gerçek hangimiz yansıma, hangimiz ne zaman gerçek ne zaman yanılsama asla bilemeyecektik. bizi birbirimize bu kadar benzeten ayna neydi peki? sen daha gerçekçiydin bana göre. benim kurallarım ve sınırlarım yoktu. tahmin edilebilir hareketlerim ve düşüncelerim yoktu. hiçkimse değildim ve herkes olabilirdim. su gibiydim, hemen alabilirdim kabımın şeklini. ve su kadar yaralanamazdım, yalnızca ortadan kaldırılabilirdim. buhar olurdum ama yok olmazdım, bir yerlere yağardım her seferinde kendimi toplayıp. belki bir ömür karşımda durdun ben bunları düşünürken. ama o kadar kısa geldi ki o ömür, gelmenle gitmen bir oldu neredeyse.
sen gittikten sonra her zaman düşündüğüm şeyleri düşünemedim bu gece. mutluydum farklı olarak, zamanın bir noktasında yollarımızın kesişmiş olmasına. benden sonrasını düşünmek istemedim hiç, çünkü benden sonra "biz"de yoktu. "biz"im olduğumuz zamanları düşündüm sadece. tekrar yaşıyormuş kadar yakın ve sıcak hissettim bazen. geçmişi düşündüm, yaptıklarımız ve yapamadıklarımızı. yapamadıklarımız bile ispatlıyordu bizi. yapamadıklarımız bile gerçek olmak için çok güzeldi, belki de bu yüzden gerçek olamadılar. bu gece de yatağa yatmış tavanı seyredip, öleceğim günü beklerken bir şeyler düşündüm işte...
"If living is seeing
I'm holding my breath
In wonder, I wonder
What happens next?
A new world
A new day to see..." Bjork - New World
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder