Günlerdir
hiçbir şey yapmıyordum. Hiç bir şey yapmadan, veya yapamadan sadece ne kadar
çok şey yapmadığıma bakıyordum. Aslında yıllardır hiç bir şey yapmadığımın
farkına vardım. Oysa yapılacak ne çok şey vardı, artık bir şey yapmalıydım. Ama
ne olmalıydı amacım? Bir kez daha boşluğun karşı konulmaz çekimine karşı
hareket etmeye çalışıyordum fakat ne yapacağıma bir türlü karar veremiyordum.
Belki de hiçbir şeyi yapmaya değer bulmuyordum, hayatımı harcayacak kadar
değerli gelmiyorlardı. Ama diğer yandan da boş geçmesine razı oluyordum koca
bir ömrün. Bu kadar basit olmamalıydı benim hayatım, bir şekilde anlam
kazandırmalıydım çünkü tek bir ömrüm vardı. Evet sorun da buydu işte, başka bir
şans yoktu ve yaptığım şey ömrüm kadar tek, geri dönüşü olmayan ve anlamlı
olmalıydı. Belki de korktuğum geri dönüşü olmamasıydı yapılacak işlerin.
Belki de yapacağım en güzel şey; en son çeliğin soğukluğunu
ve kanın sıcaklığını hissederek asla geri dönemeyeceğim bir karanlığa akmaktı.
İşte tam istediğim şey buydu, geri dönüşü yoktu, her ömür için tekti ve belki
de hayattaki en anlamlı şeydi. Kararımı vermiştim. Çelikti, soğuktu ve
kafamdaydı. Elim sıkıca kavramıştı onu, soğuktan donmuş gibi sıkı ve
hareketsiz. Tek bir parmağım hareket edecekti. Emin olmanın kararlı
disipliniyle çektim tetiği. Baruttu, patlamıştı, kokuyordu... Sağır edici bir
ses, ağır bir barut kokusu ve boş bir kovan. Ama bir şeyler yanlıştı, her şey
aynıydı. Oysa ne çok şey değişmeliydi. Ne bir damla kan vardı, ne de acı. Bir
şeyler ters gitmişti ama ne? Soğuk çelikten fırlayan güç yok etmeliydi beni,
sonsuz boşlukta olmalıydım. Bir şey engel olmuştu buna. Elimde tuttuğum gücün
beni yok etmesine bir şey engel olmuştu, irademden güçlü olan şey neydi?
Önüme eğildim ve yere saçılmış hatıralarımı gördüm. Onlar
korumuştu beni, onlar elimde tuttuğum irademden daha güçlüydüler. Yok etmek
istediğim hayatımı korumuşlardı. Peki neden hayatımı benden daha çok
önemsiyorlardı? Hayatımı korumaları için bir sebep olmalıydı. Yoksa düşündüğüm
şey... evet bunu niye daha önce anlayamadım ki! Hayatımı önemsiyorlardı çünkü
hayatım onlardan ibaretti, onlar ben yaşadıkça artan ve hayatımı dolduran
şeylerdi. Hayatım olmasa onlar nerede yaşayabilirlerdi ki. Bunun için
korumuşlardı beni. Ve ben de soruma bir yanıt bulmuştum, hayatın kendisi bir
hatıraydı zaten. Peki ama ne zaman hatırlamak için...???
27-11-2001
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder