bugün beni yapmam gerekenlerden alıkoyan bir şey oldu. dün de beni yapmam gerekenlerden alıkoyan bir şey olmuştu. yarın sizi de yapmanız gerekenlerden alıkoyan bir şeyler olacak...
zaman her şeyin üzerine bulut çekmeye başladı. bakınca zamanın içinde her şey görünmez oldu, unutuldu, silikleşti. ama elini uzatıp da tutarsan bulutun içindeki gerçekleri, hala elini yakacak kadar sıcak olduğunu görürsün. bizim unutmamız tüm gerçekliğini inkar edemez olmuş olanların. hangi kelimeleri dans ettirerek kurduğumuz cümlelerle söylersek söyleyelim sebeplerimizi, hiçbiri gerçekte olmuş olanı değiştiremez.
ama şimdi birbirimize söyleyebildiğimiz cümleler bunlarla ilgili değil. normal insanların normal zamanlarda kurduğu normal cümleler sadece. söylemek istediklerimiz gerçekten bunlar mı peki? normal insanların normal zamanlarda söylediği normal cümleler? ben öyle olduğunu hiç zannetmiyorum. biz konuşurken ağzımızdan çıkanlarla kulaklarımızın duyduğunun aynı olduğunu zannetmiyorum. ağzımızdan çıkanları duymuyorum çünkü ben. ağzımızdan çıkanları görüyorum sadece dudaklarda, kulaklarımızın duydukları çok farklı bunlardan. onca zamanda olup biteni anlatıyordu duyduklarım. başlangıçları ve bitişleri. tüm hikayelerimizin. hissettiğimiz ve vazgeçebildiğimiz duygularımızı. başlamak bitirmenin yarısıymış, dolayısıyla bitti. oysa her şeyimiz vardı bir ilişki için gerekli olan. aşk, tutku, kıskançlık, yalan, ihanet, itiraf, bencillik, öfke, kibir, kavga, gürültü... bir günden bir güne eksik etmedik çekişmelerimizi ve palavralarımızı. bizden başkaları bilmedi hiçbirini. kişisel bir ilişkiydi bizimki, toplumsaldı da. kitlelere yayılabilirdi, ama zamanımız yetmedi.
şimdi ise birbirimize ne ifade ediyoruz peki? sadece boşlukta kapladığımız yer kadarız. aritmetik bir fonksiyonla tanımlayabiliriz birbirimizi, fiziksel bir formülle ispatlayabilir ve kimyasal bir formülle çözebiliriz solüsyonda... öyle mi?
o gün... o gün o kadar yakın ki, sanki aradan iki koca yıl ve bir kaç gün ve bir kaç beden geçmemiş gibi... hissetiğim şeyler hala duruyor parmak uçlarımda... ne demiştin sen; "parmak izlerimiz dokunduğumuz hayatlardan asla kaybolmaz." kaybolmadı da zaten. sende bıraktığım izler hala parmak uçlarımda duruyor benim de. o izleri ömür boyu taşıyacağız bu yüzden. karşındakinin parmak izlerini bilemezsin asla, tek bildiğin seninkilerden farklı olduklarıdır. o gün ayrılık parmağıyla dokunduğunda bana diğer tüm izleri gölgeledi bıraktığın iz. anladım ki insanın en büyük iki parmağı ayrılık ve ölümmüş; tüm yapabileceklerimizden bizi alıkoyan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder