4 Ekim 2012 Perşembe
such a hard decision to take
sabah uyandığında tekrar yaşamaya karar vermişti ölü adam. birden fazla amacı vardı hem de. içinde gömülü tohumu uyandırıvermişti biraz ışık biraz da su ve belki biraz da şefkat. sabah uyandığında yataktan çıkası vardı, birşeyler yapası. "o"nu göresi vardı, kalan vaktini onunla geçiresi. "o"nunla olmak için vakit yaratası vardı, kalan vakit yetmezdi çünkü. günlük koşuşturmanın kendinden çalamadığı vakitler o kadar azdı ki. uyumadan hemen önce de "o"nu düşünmüştü, uyanır uyanmaz su içmeden önce de. o da uyanmış mıdır diye saatine baktı önce, uykusundan uyandırmak istemedi. bir gün önce birlikte uyanıp da yaptıkları kahvaltı geldi aklına. bu sabah ise kahvaltıdan daha çok "o"na ihtiyacı olduğunu hissetti. yavaş ve isteksizce kalktı yataktan, uzun süre olmuştu kendi yatağında uyanmayalı. yalınayak gitti mutfağa kadar, otomatik hareket ediyordu. günlük şeyleri düşünecek yeri kalmamıştı bu sabah aklında, her zaman ne yapıyorsa aynını yaptı. kahvesini koydu ve sigarasını yaktı. sigaranın dumanına bakarken düşündü, erken miydi aramak için. ikinci kahvesini ve üçüncü sigarasını içerken odada değişen tek şey artan duman ve kalabalıklaşan kültablasıydı. ölü adam hala düşünmekteydi "o"nu, içindeki muazzam yanında olmak arzusuna rağmen. en kötü ne olabilirdi ki? kim gücenir ki sabah ilk iş "günaydın" demek için arayan birine. ama ağırdan almak konusunda uzman sayılırdı ölü adam, hiç acelesi yokmuş gibiydi. hayatı da ağırdan alırdı, her ne kadar hızlı yaşamış ve genç ölmüşse bile. sonradan "o"nun yanında olmadığı her an için pişman olacağını bilse bile. birşeylerden korkuyordu belki de içten içe, kim bilir. ama bu gün uyandığında bir şeyin farkındaydı, bir şeyi istiyordu. ölü adamlar hiç bir şeyi istemezler normalde, bu yüzden ölüdürler zaten. ama bu gün farklıydı gerçekten. tek yapması gereken arayıp "istiyorum" demekti, herhangi bir şeyi. yeter ki "istiyorum" desin. sabahları yanında uyanmak istiyorum, geceleri sarılıp uyumak istiyorum ya da sadece denize bakarak hiç konuşmadan bir kahve içmek istiyorum. istediği hiç bir şeyin utanılacak bir yanı yoktu. zaten insanın istediği hiç bir şeyin utanılacak bir yanı yoktu ona göre. sen uyurken ben hep yazdım, seni yazdım demeliydi belki de. sana dair bir şeyler yapabilmek için yazdım, vaktime biraz daha sen katabilmek için yazdım demeliydi. hiç korkusu yoktu aslında, insanlar dışında. insanları anlamak konusunda pek iyi sayılmazdı ölü adam. "o"nun yanındayken suskundu çaresizce bu yüzden. bazen de öyle güzel susuyorlardı ki birlikteyken, hiç bir şey söylemiyordu bozmaya kıyamadığından o güzel sessizliği. ölü adam biliyordu en güzel zamanlar birlikte hiç konuşmadan, konuşmaya ihtiyaç duymadan geçenlerdi. konuşmadan anlatabilmek ve anlayabilmekti. biliyordu ki konuşmadan da birarada durabiliyorlarsa eğer, tek istediklerinin o an orada olmak olduğunu, hiç bir şey yapmaya ihtiyaç duymadan o an orada olmaktan keyif aldıklarını. belki de bu sabahki sessizliklerini bozmaktan korkuyordu, her ne kadar birarada olmasalarda. ama belliydi çekindiği, bir sebepten çekindiği. hata yapmakta o kadar tecrübeliydi ki hata yapmaktan çekinmediği apaçık ortadaydı bu yüzden. üçüncü kahvesini içerken fark etti bir karar vermesi gerektiğini. sonuçları belirsiz bir karar. "o"nu ararsa hayata dönmesi gerekecekti ve bu yüzden çekiniyordu. keyif alması, mutlu olması, bunlar için de bedellerini peşinen ödemesi gerekecekti. hayat her zaman iyi davranmazdı, özellikle de bir zamanlar ölü olan bir adama. ama yine de tek duymak istediği içini ısıtacak bir "günaydın"dı. dördüncü sigarasını diğerlerinin yanında söndürdü, telefonu eline aldı ve şöyle dedi "ne kaybedebilirim ki?".
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder